• TAMUTOM

COVID-19 SÜRECİNDE ULUSLARARASI TİCARET VE LOJİSTİK

1. ULUSLARARASI TİCARET BOYUTU



COVID-19 pandemisi, modern dünyada yakın zamanda meydana gelmiş olan

Ebola, SARS, Dang Humması, İspanyol gribi gibi salgınlara kıyasla ekonomik

anlamda çok daha büyük etkiler ortaya koymuştur. Doğal, politik ve düzenleyici

etmenlerdeki aksamalar ve yanlış uygulamalar nedeniyle, virüs farklı ülkelere çok hızlı bir şekilde yayılmıştır (Gruszczynski, 2020: 337; Loske, 2020: 1). Süreç ilerledikçe ülkeler arasındaki yoğun seyahatler ve ticari faaliyetler sebebiyle, dünyanın çeşitli bölgelerinde enfekte olmuş insanların sayısı artmış ve en sonunda bu salgın Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bir pandemi olarak kabul edilmiştir.

COVID-19 diğer krizlerden farkı olarak hem bir arz şoku hem de bir talep şoku

oluşturarak, her iki yönde mal ve hizmetlerin uluslararası ticaretini etkilemiştir

(Baldwin ve Tomiura, 2020: 59). Uluslararası Para Fonu (IMF) nisan ayında, dünyadaki reel GSYİH büyümesinin −%3 olacağını öngörmüş, bu da mevcut durumun Büyük Buhran'dan bu yana en kötü durgunluk olduğunu ortaya koymuştur (Barichello, 2020: 223). Bu daralmanın uluslararası ticarete negatif etki edeceği aşikârdır.


Mevcut krizin hem talepte hem de arzda azalmalara neden olacağı öngörülmüş (Vidya ve Prabheesh, 2020: 2408) ve bu öngörü de gerçekleşmiştir. Özellikle dünya ekonomisinin devleri olarak kabul edilen Çin, ABD, Almanya, Kore, Japonya gibi devletlerin pandemiden yoğun bir şekilde etkilenmiş olmaları, bu ülkelerdeki üretimin de aksamasına sebep olmuş, dolayısıyla tüm dünyadaki ürün arzında sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, tüketim taleplerinde de değişiklikler meydana gelmiş, tüketiciler zorunlu ihtiyaçlarına öncelik verirken, sosyal ihtiyaçlarını ikinci plana atmışlardır (Erdoğan, 2020: 505). Ayrıca sokağa çıkma yasakları ile birlikte birçok ürün ve hizmetin genel talebinde de bir azalma meydana gelmiştir. Devletler kendi üretim tesislerinin bir kısmını geçici olarak kapatmış, özel şirketler ise üretimlerini farklı sebeplerle geçici olarak durdurmak zorunda kalmış, kimi işletmeler ise bu sürecin maddi külfetine dayanamayarak iflas etmişlerdir (Tucker, 2020).

Hizmet sektörünün genel olarak ağır darbe aldığı bu süreçte, 2014’ten bu yana

Çin’in en büyük uluslararası turist kaynağı olması sebebiyle hizmet ihracatı Çinli

müşterilere bağlı olan ülkeler de büyük zarar görmüşlerdir (Fernandes, 2020: 8).


Bunun yanında yukarıda adı geçen devletler aynı zamanda ara ürün ve/veya

hammadde üreticisi de olmaları sebebiyle, üretim hatları bu ülkelere bağımlı olan dünyanın diğer kesimlerindeki üreticiler de sıkıntı yaşamışlardır (Baldwin ve Tomiura, 2020: 60). Fortune 1000 şirketlerinin %94'ünün koronavirüs kaynaklı tedarik zinciri sıkıntısı yaşaması sebebiyle ürün arzında sıkıntılar ortaya çıkmıştır (Ivanov, 2020: 2). Ayrıca ülke ekonomilerinde meydana gelen daralmalarla birlikte kısır bir döngüye girilmiş, pandeminin negatif etkileri katlanarak artmıştır. Genel olarak birkaç istisna dışında tüm sektörlerin olumsuz etkilendiği bu süreci belli başlı endüstriler özelinde değerlendirmek uygun olacaktır.


Bu süreçten en çok etkilenen sektörlerden birisi turizm ve konaklama sektörüdür. Virüsün yayılmasının önüne geçmek adına ülkelerin sınırlarını kapatması, uluslararası seyahatlerin önünü kesmiştir. Belli bir süre sonra seyahat kısıtlamaları kalkmış olsa dahi, tüketiciler sağlık endişeleri ve maddi belirsizlikler sebebiyle (işsizlik, gelir azalması vb.) turizm harcamalarında kısıtlamaya gitmişlerdir (O'Brien, 2020). Özellikle havayolu şirketleri büyük zarar görmüş, bir önceki yıla göre seyahatler Nisan 2020 de %94,3, Temmuz’da %79,8 azalmış (IATA, 2020a), havayolu şirketleri tarihin en kötü yılını yaşamıştır. 2020 yılının her günü 230 milyon dolar, toplamda 2020 yılında 84,3 milyar dolar zarar oluşmuştur (IATA, 2020b). Bunun sonucunda da 100bin civarında havayolu çalışanının işinden olduğu belirlenmiştir (Meyer, 2020). Toplamda seyahat harcamalarında (ulaşım, konaklama, perakende, turistik yerler ve restoranlar) 355 milyar dolarlık bir azalma olduğu göz önüne alındığında (Muller, 2020), pandeminin sebep olduğu kayıplar daha net anlaşılacaktır.


Süreç içerisinde ülkelerin ticaret politikalarında çeşitli değişiklikler olduğunu

gözlemlemek de mümkündür. Özellikle bazı ülkeler tıbbi ürün (maske, solunum

cihazı, ilaçlar) ihracatı ile ilgili kısıtlamalara gitmiş, hatta kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına hukuksuz uygulamalar dahi benimsemiştir. Örnek olarak Türkiye belirli bir süre maske ihracatına yasak koymuş; ABD ise COVID-19 virüsü tedavisinde kullanılan bir ilacın üretim stoklarının %90’ının satın alarak diğer ülkelerin ilaca ulaşmasında sıkıntı yaşamalarına neden olmuş (Congar, 2020); İtalya ve İspanya’ya giden maskelere Fransa el koymuş, Fransa’nın maskelerinin ise ABD’ye götürüldüğü ortaya çıkmıştır (Habertürk, 2020). Bu süreç zarfına bazı ülkelerin kendi ülkelerinde kıtlık yaşanmaması adına bazı tarım ürünlerinin ihracatına izin vermediği durumlar da meydana gelmiştir (Nguyen, 2020). Her ne kadar ülkelerin tarım ürünlerine koyacakları kısıtlamaların küresel anlamda fiyat artışları ve spekülatif davranışlar gibi daha büyük sıkıntılara sebep olacağı belirtilmiş olsa da Kazakistan ve Vietnam gibi bazı ülkeler tahıl ve pirinç ihracatlarını durdurmuşlardır (Glauber vd, 2020: 1). Bunun yanında ithalatı yapılan ürünlerle ilgili yeni teknik düzenlemeler (etiketleme, sertifika, vb.) uygulamaya konmuş; bu şartları taşımayan ürünlerin ülkeye girişlerine izin verilmemiştir (Lee vd, 2020: 1594).


Spor Endüstrisi de bu sürecin negatif etkilerinden nasibini almıştır. Dünyanın birçok ülkesinde futbol, basketbol, yarış, atletizm, yüzme gibi etkinlikler salgın nedeniyle iptal edilmiştir. Modern oyunlar tarihinde ilk defa olan Olimpiyatlar ve Paralimpik Oyunları ertelenmiş ve 2021'de yapılmasına kara verilmiştir. Bunun sonucunda Mayıs 2020 itibariyle, taraftar harcamalarında 3,25 milyar dolar, gençlik sporları ile ilişkili turizm harcamalarında 2,4 milyar dolar, televizyon gelirlerinde 2,2 milyar dolar ve stadyum ve çevresindeki çalışanların ücretlerinden kaynaklı 37 milyon dolarlık bir kayıp oluşmuştur (Statista, 2020). Örnek olarak Amerikan Ulusal Basketbol Birliği (NBA) maçlarının yayınlanması için yapılan mevcut sözleşme dokuz yıl boyunca 24 milyar dolar değerindedir. Financial Times'a göre yayın devleri Sky, BT ve Amazon, 2019-2020 yılları arasında bu maçları yayınlamak için milyarlarca dolar ödemişler ancak karşılaşmaların iptal edilmesi ile üyeliklerini donduran veya iptal eden müşteriler sebebiyle

zor durumda kalmışlardır (Walker ve Skelton, 2020). Buna ek olarak spor endüstrisi içerisindeki sponsorluk ve reklam anlaşmaları da darbe almış, firmalar ayakta kalabilmek için pazarlama harcamalarına ayırdıkları bütçeleri azaltmışlar; Coca-Cola gibi büyük spor destekçisi kurumlar ve özellikle hava yolu şirketleri nakit akışını dengelemek amacıyla sponsorluklarını revize etmişlerdir (Ahmed vd, 2020).


Pandeminin etkilediği bir diğer sektör ise eğlence endüstrisidir. COVID-19 sebebiyle birçok film ve dizi çekimleri durduğu veya iptal edildiği için dünya çapında yaklaşık 136 milyar dolarlık değeri olan film sektörü de zarar görmüştür (Hall ve Pasquini, 2020). Bu süreçte sinemalar ve tiyatrolar kapatılmış, festivaller ve canlı performanslar iptal edilmiş, film/dizi ihracatçısı olan ülkeler de bu durumdan negatif olarak etkilenmiştir. Bu süreç doğal olarak bu sektörde veya bu sektöre bağlı olarak çalışan eğlence parkı, ajans, moda/elbise tasarımı çalışanlarının da tamamen veya geçici olarak işsiz kalmalarına sebep olmuştur. Ancak eğlence sektöründe Netflix, Disney+ ve Amazon Prime gibi çevrimiçi video platformları sokağa çıkma yasakları, okulların kapalı olması ve karantina gibi uygulamalar sebebiyle bu süreçten olumlu etkilenmişlerdir. Dünya çapında izleyici kitlesi olan ve çok farklı içerikler barındıran bu platformlar; ev hapsi nedeniyle üye sayılarını geçici de olsa arttırmışlar, dolardaki keskin yükselişi sebebiyle daha az uluslararası gelir elde etmişler ve üretimin durması nedeniyle, içeriğe yönelik bazı nakit harcamalarını ertelemişler ve nakit akışlarını iyileştirmişlerdir (Bursztynsky, 2020).


En ağır darbe alan sektörlerden birisi de eğitim sektörü olmuş, seyahatlerin yasaklanması ile farklı ülkelerde eğitimlerine devam eden öğrenciler büyük sıkıntı yaşamışlardır. Özellikle üniversite eğitiminin ücretli olduğu ABD gibi ülkelerde, yabancı öğrenciler ekonomik açıdan oldukça değerlidir. Zira öğrencilerin yaşadığı şehirlerde yerel oteller, restoranlar, kafeler, mağazalar, araba kiralama acenteleri ve diğer yerel işletmeler öğrencilerin yaptıkları harcamalardan büyük pay almaktadırlar (Lorin, 2020). Bunun yanında Avrupa Komisyonu destekli Erasmus+ hareketlilikleri de büyük darbe almış, üniversitelere ve öğrencilere dağıtılmış olan hibeler kullanılamamış, bu sebeple hareketliliğin yapılacağı ülkeler gelir kaybı yaşamışlardır.

Hareketliliklerinin %25inin iptal edildiği, başvuruların da %65 oranında azalacağı

göz önüne alındığında (erasmus programme, 2020); 16,5 milyar Avro ve 4

milyon insanın faydalandığı bu hareketliliklerin (European Commission, 2020)

büyük ekonomik etkilerinin olduğu aşikardır.


Tabii olarak, petrol endüstrisi de tüm sektörlerin etkilenmesine bağlı olarak

pandemi sürecinde yara almıştır. Seyahat kısıtlamaları, sokağa çıkma yasakları ve ulusal/uluslararası ticaretin de durması ile bireysel ve toplu taşıma araçlarında kullanılan enerji ürünlerinin tüketiminde de bir azalma meydana gelmiştir. Bunun sonucu olarak da enerji ürünlerine olan talep azalmış, bu da bu ürünlerin fiyatlarında düşüşe sebep olmuştur (Anatolian Agency, 2020). Ekonomileri petrol ihracatına dayanan Venezuela, Suudi Arabistan, Rusya gibi ülkelerin, COVID-19 sürecinden önce de petrol fiyatlarındaki dengesizlikler sebebiyle sıkıntılı olan ödemeler dengesi, bu süreçte çok daha fazla zarar görmüştür (Ajami, 2020: 77).


Finans sektöründe ise, Çin ile iş birliği yapan veya uluslararası odaklı çalışan

firmaların yatırımcılar tarafından tercih edilmediği, bu durumun da firmaların hisse fiyatlarına negatif olarak yansıdığı görülmüştür. Uluslararası işletmelerin mevcut krizi sorunsuz bir şekilde atlatabilmeleri için, yatırımcı ve analistlerin yüksek borç seviyeleri ve düşük nakit konularında endişe duydukları ortaya çıkmıştır. Bu sebeple işletmelerin krizlere hazırlıklı olmak için ellerinde nakit tutmalarının yatırımcılar açısında önemli olduğu belirlenmiştir (Ramelli ve Wagner, 2020: 31).




İsmail METİN Enis Yakut


Manisa Celal Bayar Üniversitesi Manisa Celal Bayar Üniversitesi

İşletme Fakültesi Dekan Yrd. İşletme Fakültesi Araştırma Görevlisi

43 views

Recent Posts

See All